ABD Hazine Bakanlığı tarafından yayınlanan en son TIC (Sermaye Hareketleri) veri seti ve Bloomberg analistlerinin hesaplamaları, finans piyasalarında bomba etkisi yaratan gizli bir operasyonu açığa çıkardı. Türkiye, şubat ayında patlak veren ABD-İran savaşının yarattığı ağır makroekonomik şok dalgaları karşısında Türk Lirası’nı korumak ve piyasadaki döviz likiditesini tahkim etmek amacıyla, mart ayında elindeki ABD Hazine tahvillerinin (US Treasuries) yaklaşık %89'unu elinden çıkardı.
Verilere göre Türkiye, mart ayı boyunca yaklaşık 14 milyar dolar değerinde ABD borç senedini küresel piyasalarda likide etti. Bu devasa satış dalgasının ardından, Ankara'nın elinde kalan toplam ABD devlet borcu stoku 1,6 milyar dolar gibi sembolik bir seviyeye geriledi.
1. Savaşın Faturası: Enerji İthalatı ve Tırmanan Maliyetler
ZeroHedge çizgisine paralel jeopolitik analizler, Türkiye’nin bu radikal "tahvil boşaltma" hamlesinin arkasında iki ana unsurun yattığını gösteriyor. İlk ve en büyük neden, bölgedeki savaşın petrol ve doğalgaz fiyatlarını fırlatması oldu.
Neredeyse tüm enerji ihtiyacını ithalatla karşılayan Türkiye ekonomisi, Brent petrolün 100 doların üzerine yerleşmesiyle birlikte ciddi bir döviz baskısı altına girdi. Üstelik savaş öncesinde Türkiye’nin doğalgaz ithalatının yaklaşık %14'ünü sağlayan İran hattının, South Pars gaz sahasına yönelik saldırılar sonrasında fiilen durması, Türkiye’yi spot piyasadan daha pahalı gaz almaya zorladı. Tırmanan bu enerji faturası, içeride dolar talebini rekor seviyelere taşıdı.
2. İkinci Cephe: İç Siyasi Çalkantılar ve Sıkılaşan Likidite
Uluslararası haber ajanslarına sızan arka plan bilgilerine göre, mart ayında liranın savunulması sadece küresel emtia şokuyla sınırlı kalmadı. Mart ayı içinde ana muhalefet partisinde mahkeme kararıyla yaşanan kurultay iptali ve yönetim krizi gibi iç siyasi gelişmelerin piyasada yarattığı dalgalanmayı bastırmak adına Merkez Bankası’nın milyarlarca dolarlık müdahalelerde bulunduğu belirtiliyor.
Reuters kaynakları, sadece bu iç siyasi kırılmanın ardından liranın çöküşünü engellemek adına spot piyasada 8 milyar dolara yakın doğrudan döviz satışı yapıldığını iddia ediyor. İşte bu tür operasyonlar için acil nakit ve swap likiditesi sağlamak adına, Fed nezdinde tutulan ABD tahvilleri en hızlı likidite kaynağı olarak feda edildi.
3. Borçlanma Maliyetleri ve Tahvil Faizleri Kısır Döngüsü
Küresel ölçekte bakıldığında, savaşa bağlı enerji şokunun tetiklediği küresel enflasyon endişeleri, ABD 10 yıllık tahvil faizlerini yukarı doğru itiyor. Tahvil faizlerinin (yields) yükselmesi, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin dış borçlanma maliyetlerini (CDS primlerini) tırmandırarak yabancı yatırımcı iştahını kesiyor.
Türkiye, mart ayı başında enflasyon hedeflerini revize etmek ve faiz artışlarını masada tutmak zorunda kalırken, JP Morgan ve Deutsche Bank gibi devler Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminlerini yeniden %30 bandına çekti. Savaşın başından bu yana dolar karşısında %5'e yakın değer kaybeden lirayı tutmak için döviz rezervlerini diri tutmak, ekonomi yönetimi için bir ölüm kalım savaşına dönüştü.
Rezerv Yönetiminde "Güvenli Liman" Dönüşümü mü?
Türkiye geçmişte, yaklaşık on yıl önce 80 milyar dolara kadar ulaşan ABD tahvil portföyünü, zaman içinde liranın savunulması ve rezerv çeşitlendirmesi amacıyla kademeli olarak azaltmıştı. Ancak mart ayında gerçekleşen bu son %89'luk tasfiye, finans tarihinin en agresif "nakde geçiş" operasyonlarından biri olarak kayıtlara geçti.
Suudi Arabistan (150 milyar dolar) ve BAE (114 milyar dolar) gibi Körfez ülkelerinin devasa ABD tahvil bloklarına kıyasla Türkiye’nin 14 milyar dolarlık satışı küresel sistemi sarsacak büyüklükte olmasa da, jeopolitik risklerin tavan yaptığı bu dönemde Ankara'nın "batı kağıtlarından" neredeyse tamamen çıkıp fiziki likidite ve altına yönelmesi, finansal cephede de yeni bir bloklaşmanın ve savunma doktrininin devreye girdiğini açıkça gösteriyor.