Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı nisan ayı nihai dış ticaret verileri, piyasa beklentilerini aşan sert bir toparlanmaya işaret ediyor. Nisan ayında ihracatımız yıllık bazda %22,3 artarak 25,4 milyar dolara ulaşırken, ithalat ise %3,1 gibi oldukça sınırlı bir artışla 33,9 milyar dolarda kaldı. Böylece dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre %29,8 gibi muazzam bir düşüşle 8,5 milyar dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise %63,2’den %74,9’a fırladı.
Dışarıdan bakıldığında makroekonomik dengelenme ve sıkı para politikasının meyvelerini verdiğini söyleyen iyimser bir tablo var. Ancak bu rakamları, şu sıralar küresel emtia ve enerji piyasalarını sarsan ABD-İran savaşı ve Hürmüz Boğazı krizi parantezine almadan okursak, fena halde yanılırız.
Gelin, bu "beklentileri aşan" nisan verilerinin röntgenini birlikte çekelim.
1. Körfez Şokunun Atlatılması ve "Normalleşme" Etkisi
Nisan ayındaki bu %22,3’lük ihracat patlamasının arkasındaki en büyük yapısal dinamik, mart ayında bölgede derinleşen savaş nedeniyle Körfez ülkelerine yapılan ihracatta yaşanan %12’lik sert çöküşün nisan ayında hızla toparlanmasıdır. Nisan verilerine göre Yakın ve Orta Doğu bölgesine yapılan ihracat, aylık bazda %18,5 artarak savaş öncesi baz seviyelerine geri döndü.
Ayrıca imalat sanayinin toplam ihracattaki payının %94,2 gibi ezici bir orana ulaşması, Türk sanayicisinin Orta Doğu’daki lojistik tıkanıklıklara ve risklere rağmen alternatif rotalar üzerinden mal teslim etme becerisini (esnekliğini) bir kez daha kanıtlıyor.
2. Altın İthalatındaki "Fren" Açığı Kapatıyor
Rakamların fısıldadığı bir diğer kritik detay ise "altın ve enerji" hariç tutulduğunda karşımıza çıkan tablo. Çekirdek dış ticaret verilerine baktığımızda, nisan ayında altın ithalatının 1,7 milyar dolardan 1,15 milyar dolara gerilediğini görüyoruz. Ekonomi yönetiminin altına yönelik getirdiği kota ve kısıtlamaların yanı sıra, küresel altın fiyatlarının yüksek faiz baskısıyla baskılanması, ithalat faturamızın büyümesini engellemiş.
Enerji ve parasal olmayan altın hariç tutulduğunda, ihracatın ithalatı karşılama oranı %90,5 gibi muazzam bir seviyeye çıkıyor. Yani Türkiye, yapısal olarak "enerji ve altın bağımlılığı" çemberinden çıkabildiği an, cari açık üreten bir ekonomiden cari fazla veren bir ekonomiye evrilme potansiyeline sahip.
3. İthalatın Kompozisyonu: Ara Malı Bağımlılığı Sürüyor
FXStreet ve uluslararası analistlerin "olumlu" olarak yorumladığı bu verilerin altında, geleceğe yönelik risk barındıran bir ithalat yapısı bulunuyor. Toplam 33,9 milyar dolarlık ithalatımızın %71,1'ini ara malları (hammadde) oluşturuyor. Tüketim malları ithalatı aylık bazda %2,5 artmaya devam ederken, üretim kapasitemizin geleceğini gösteren sermaye (yatırım) malları ithalatı aylık bazda %5,9 gerilemiş durumda.
Bu durum, iç talebin ve sanayideki yeni yatırımların sıkı faiz politikası nedeniyle ivme kaybettiğini, sanayicinin yeni makine almak yerine mevcut kapasiteyi korumaya çalıştığını gösteriyor.
4. Teknoloji Tuzağı: %3,6'lık Kısırdöngü
Yıllardır aşamadığımız o kronik yapısal sorun nisan ayında da yakamızı bırakmadı: Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı sadece %3,6.
Buna karşılık, ithal ettiğimiz imalat sanayi ürünleri içinde yüksek teknolojinin payı %11,7. Yani biz hala katma değeri düşük veya orta-düşük ürünler ihraç edip, karşılığında yüksek teknolojili ara malı ve sermaye malı ithal ediyoruz. Bu makas daralmadığı sürece, ihracat miktarsal olarak rekor kırsa bile değer bazında küresel ligde bizi bir üst sınıfa taşımaya yetmiyor.
Sürdürülebilirlik Testi Kapıda
Nisan verileri ekonomi yönetimi için kuşkusuz büyük bir moral kaynağı ve uygulanan programın dış dengeyi kurmadaki başarısını teyit ediyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde, Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklık nedeniyle nisan ayının sonundan itibaren tırmanışa geçen petrol fiyatlarının faturası henüz bu verilere tam olarak yansımış değil.
Akbank ve diğer kurumların makro analizlerinde de vurgulandığı üzere, mayıs ve haziran aylarında 100 doların üzerine demirleyen Brent petrol fiyatları, enerji ithalat faturamızı yeniden kabartacaktır. Eğer küresel emtia fiyatlarındaki bu jeopolitik yükseliş devam ederse, nisan ayında yakalanan bu 8,5 milyar dolarlık "minimum açık" seviyesi yılın geri kalanında korunması zor bir zirve olarak kalabilir.
Yatırımcı ve sanayici için şu anki strateji; nisan ayındaki bu geçici rahatlamanın sarhoşluğuna kapılmadan, mayıs ayı itibarıyla maliyet hatlarına binecek olan küresel enerji ve lojistik zamlarına karşı gardını almak olmalıdır.