ABD ile İran arasında Şubat ayında patlak veren ve bölgeyi sarsan savaşın ardından yürütülen müzakerelerde kritik saatler yaşanıyor. Nisan ayındaki kırılgan ateşkesin ardından Washington-Tahran hattında tansiyon yeniden yükselirken, arabuluculuk rolünü üstlenen Pakistan kritik bir hamle yaptı. Islamabad’ın en güçlü figürü olan Pakistan Genelkurmay Başkanı Saha Mareşali Asım Munir, ABD’nin son barış teklifini bizzat iletmek ve tarafları uzlaştırmak üzere cuma akşamı Tahran’a ulaştı.
Diplomatik kaynaklar, son ana kadar ertelemelerle yılan hikayesine dönen bu ziyaretin gerçekleşmesini "savaşın yeniden başlamasını önlemek için son şans" olarak değerlendiriyor. Aynı saatlerde ABD kanadından gelen açıklamalar ise temkinli bir iyimserlik ile açık tehditler arasında gidip geliyor.
Rubio: "İlerleme Var Ama Plan B'ye Hazır Olmalıyız"
İsveç’teki NATO dışişleri bakanları toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, yürütülen arka kapı diplomasisinde "küçük de olsa bir ilerleme" kaydedildiğini doğruladı. Rubio, "Bir miktar hareketlenme var, bu iyiye işaret ancak durumu abartmak istemiyorum. İran sistemi oldukça parçalı bir yapıya sahip, bu yüzden aşırı iyimser olmaktan kaçınıyorum" ifadelerini kullandı.
Ancak Rubio’nun diplomatik iyimserliği, hemen ardından gelen sert bir uyarıyla gölgelendi. İran’ın, Şubat ayındaki ABD-İsrail hava harekatına misilleme olarak küresel petrol ve gaz ticaretinin kalbi konumundaki Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapatması küresel ekonomiyi resesyonun eşiğine getirdi. Rubio, Avrupalı müttefiklerine seslenerek, Washington ile Tahran arasında kalıcı bir anlaşmaya varılamaması durumunda Hürmüz Boğazı’nı güç kullanarak açacak bir "B Planı" hazırlamaları gerektiğini vurguladı. Rubio, "Birilerinin bu konuda bir şeyler yapması gerekecek, çünkü İran burayı kendi rızasıyla açmayacak" dedi.
Islamabad’ın Mekik Diplomasisi: Paket Masada
Pakistan, krizin başından beri iki düşman güç arasında resmi arabulucu olarak en kritik pozisyonda yer alıyor. Genelkurmay Başkanı Asım Munir’in Tahran ziyaretinden hemen önce, Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi bu hafta içinde Tahran’a iki kez gizli ziyaret gerçekleştirerek İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile zemin yoklamıştı. Cuma akşamı Munir’in de Tahran’a inmesiyle birlikte, Katar delegasyonunun da koordineli şekilde İran başkentinde temaslarda bulunduğu öğrenildi.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, yürütülen görüşmeleri doğruladı ancak beklentileri düşük tutmaya çalıştı: "Bölgesel ve bölgesel olmayan birçok ülke savaşın sonlanması için çabalıyor, ancak resmi arabulucumuz Pakistan'dır. Yine de henüz kesin bir dönüm noktasına veya nihai bir çözüme ulaştığımızı söyleyemeyiz. İran ile ABD arasındaki görüş ayrılıkları son derece derin ve kapsamlı."
Masadaki Büyük Pürüzler: Hürmüz "Geçiş Ücreti" ve Uranyum Krizi
Financial Times ve bölge kaynaklarından sızan bilgilere göre müzakereler, Washington'ın iddia ettiği gibi İran'ın nükleer programından ziyade, savaşın tamamen sonlandırılması ve Hürmüz Boğazı'nın statüsü üzerinde kilitlenmiş durumda.
İran’ın masadaki şartları oldukça ağır:
-
ABD yaptırımlarının tamamen kaldırılması ve dondurulan küresel varlıklarının serbest bırakılması için 30 günlük bir süre tanınması.
-
İsrail’in Lübnan dahil tüm cephelerdeki saldırılarını kalıcı olarak durdurması.
-
Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin İran’da kalması ve Tahran’ın buradan geçen ticari gemilerden "geçiş ücreti/vergi" talep etme hakkı.
ABD ve müttefikleri, İran'ın Hürmüz Boğazı’nı bir "haraca bağlama" stratejisi olarak gördükleri bu vergi talebini kesin bir dille reddediyor. Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’daki yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun ülkeden tamamen çıkarılması yönündeki talebine karşılık, Tahran rejiminin uranyumu ülke sınırları içinde tutmakta direttiği belirtiliyor.
Trump ve Netanyahu Arasında "Dramatik" Telefon Trafiği
Müzakerelerin yarattığı bir diğer jeopolitik kırılma ise Washington-Tel Aviv hattında yaşanıyor. Hafta başında Orta Doğu’daki müttefiklerinin (Suudi Arabistan, Katar ve BAE) ricası üzerine İran’a yönelik yeni bir bombardıman dalgasını askıya aldığını açıklayan Trump'ın, bu hamlesi İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’yu küplere bindirdi.
Sızan bilgilere göre, salı günü Trump ile Netanyahu arasında oldukça "dramatik ve gergin" bir telefon görüşmesi gerçekleşti. İsrail yönetiminin, Trump’ın İran ile uzlaşma çabalarına ve savaşı bitirme niyetine öfkeli olduğu bildiriliyor. Trump ise görüşmenin ardından gazetecilere kendine has üslubuyla, "Netanyahu ne istersem onu yapacaktır" diyerek tansiyonu düşürmeye çalışsa da, iki lider arasında savaşın başından bu yana ilk kez bu denli açık bir çatlak kamuoyuna yansımış durumda.
Sonuç: Ya Büyük Bir Anlaşma Ya Da Topyekün Savaş
Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir’in Tahran’daki temaslarından çıkacak sonuç, önümüzdeki günlerde küresel piyasaların ve Orta Doğu coğrafyasının kaderini belirleyecek. Trump’ın "müzakereler sınır çizgisinde" uyarısı geçerliliğini koruyor. Eğer İslamabad ve Doha’nın arabuluculuğu, tarafların Hürmüz Boğazı ve yaptırımlar konusundaki kırmızı çizgilerini esnetmeye yetmezse, Trump’ın "bütün jetlerimiz kalkışa hazır" tehdidi hayata geçebilir ve küresel ekonomiyi felç edecek topyekün bir Orta Doğu savaşı yeniden alevlenebilir.