Avrupa İlaç Sanayicileri ve Birlikleri Federasyonu (EFPIA) ve IQVIA verilerine göre, Türkiye'nin yeni nesil yenilikçi ilaçlara erişimde %3 seviyelerine kadar gerileyerek 36 Avrupa ülkesi arasında sonuncu olması, yalnızca mevcut kronik ve nadir hastalıkları değil, gelecekteki ulusal güvenlik ve halk sağlığını da doğrudan tehdit ediyor.
Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) sürekli uyarıda bulunduğu Ebola, Kuş Gribi mutasyonları veya henüz tanımlanmamış potansiyel "Disease X" (X Hastalığı) gibi küresel salgın senaryolarında, Türkiye'nin mevcut ilaç tedarik ve ruhsatlandırma altyapısı büyük bir zafiyet barındırıyor. Peki, uluslararası raporların işaret ettiği bu darboğaz, olası bir salgında Türkiye'yi nasıl etkiler?
Uluslararası Raporların Acı Tablosu: EFPIA W.A.I.T. Göstergesi
Her yıl güncellenen ve küresel farmakoekonomi çevrelerinin referans kabul ettiği EFPIA W.A.I.T. (Waiting to Access Innovative Therapies) raporlarının son verileri, Avrupa'daki ilaca erişim eşitsizliğinin giderek derinleştiğini gösteriyor.
-
Avrupa'daki Gecikme Bile Riskli: Raporlara göre, Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından onaylanan bir ilacın ortalama bir Avrupa ülkesinde hastaya ulaşması ortalama 530 ile 580 gün sürüyor. Almanya'da bu süre 128 güne kadar düşerken, Türkiye sistemik engeller nedeniyle listenin en sonunda yer alıyor.
-
Türkiye'de %3'lük Erişim: EMA onaylı 170'ten fazla yeni ilacın Avrupa genelinde bulunabilirliği %45-50 bandında seyrederken, Türkiye'de bu oran %3 ila %4 arasına sıkışmış durumda.
-
Kısıtlı Erişim Yanılgısı: EFPIA raporları, Türkiye'de ulaşılabildiği söylenen bu kısıtlı ilaçların bile doğrudan eczane veya standart geri ödeme listelerinde olmadığını; "Bireysel Hasta Erişimi" (Yurtdışı İlaç Temini) gibi olağanüstü bürokratik kanallarla, sadece kısıtlı bir zümreye ulaştırılabildiğini belgeliyor.
Yeni Bir Ebola veya "Disease X" Salgınında Türkiye'yi Bekleyen 4 Büyük Tehlike
COVID-19 pandemisi, aşı ve antivirallere hızlı erişimin ekonomileri ve milyonlarca hayatı nasıl kurtardığını kanıtladı. Ancak Türkiye'nin mevcut geri ödeme ve ruhsatlandırma politikaları, daha ölümcül olabilecek yeni bir viral salgında (örneğin Ebola'nın solunum yoluyla bulaşan bir varyantı veya yeni bir koronavirüs türevi) şu yapısal krizlere yol açabilir:
1. Yerel Ruhsatlandırma ve Fiyat Pazarlığının Yaratacağı Gecikme
Avrupa ve ABD (FDA), acil durumlarda yeni geliştirilen antiviralleri veya aşıları "Acil Kullanım Onayı" ile günler içinde piyasaya sürebiliyor. Türkiye'de ise yabancı otoritelerin onayı tek başına yeterli kabul edilmiyor. Olası bir salgında, küresel ilaç devleri ürettikleri kısıtlı dozdaki yeni ilaçları; agresif kamu iskontosu (clawback) talep eden ve düşük, sabit Euro kuru dayatan Türkiye yerine, Almanya, İngiltere veya ABD gibi alım garantisi ve hızlı onay veren pazarlara yönlendirecektir. Türkiye, ilacın sıraya girmesi, TİTCK onayı ve SGK pazarlığı derken aylar sürecek bir "bekleme odasına" hapsedilebilir.
2. "Bireysel Erişim" Sisteminin Çöküşü
Şu an Türkiye'deki hastalar, ülkede bulunmayan kanser veya nadir hastalık ilaçlarını Türk Eczacıları Birliği (TEB) veya SGK İbn-i Sina Merkezi üzerinden "Yurtdışı İlaç Temini" ile aylarca bekleyerek getirtiyor. Akut ve ölümcül bir küresel salgında, her gün binlerce insanın acil antivirale ihtiyaç duyduğu bir senaryoda bu bürokratik sistem saniyeler içinde çökecektir. Kitlesel enfeksiyonlarda ilacın eczane rafında veya hastane deposunda olması şarttır; isme özel ilaç ithalatı salgın yönetiminde kullanılamaz.
3. Tedarik Zincirinde Sona Kalma Riski
IQVIA analizleri ve EFPIA'nın Root Causes of Unavailability and Delay (Bulunamama ve Gecikmenin Temel Nedenleri) raporu, ilaç şirketlerinin lansman stratejilerinde ülkeleri fiyatlandırma ve pazar erişim koşullarına göre sıraladığını açıkça ortaya koyuyor. Salgın durumlarında üretim kapasiteleri her zaman küresel talebin gerisinde kalır. Türkiye, yenilikçi ilaçları fiyatlandırma politikasından dolayı şirketlerin "öncelikli pazarlar" listesinden çıkardığı için, hayat kurtaran stokların tahsisinde en son sıradaki ülkelerden biri olma riskiyle karşı karşıyadır.
4. Sağlık Sisteminde Geri Döndürülemez Yük
Etkili tedaviye ve yeni nesil ilaçlara erişilemediği her gün, hastanelerin yoğun bakım ünitelerindeki doluluk oranları eksponansiyel olarak artar. Modern tıbbın salgını "ilaçla" ayakta atlatma stratejisi Türkiye'de uygulanamazsa, sağlık sistemi sadece birkaç hafta içinde kilitlenebilir ve salgın kaynaklı olmayan (kalp krizi, travma vb.) ölümlerde de dramatik artışlar yaşanır.
Analiz: Küresel İzolasyondan Çıkış Mümkün mü?
ISPOR (Uluslararası Farmakoekonomi ve Sonuç Araştırmaları Derneği) ve EFPIA yayınlarında vurgulandığı üzere; Avrupa ülkeleri arasındaki erişim makası giderek açılıyor ve Türkiye bu makasın en dezavantajlı ucunda duruyor. EFPIA Genel Direktörü Nathalie Moll'un sıkça tekrarladığı uyarı çok net: “Ülkelerin hem mümkün olan en düşük fiyatları ve en yüksek hükümet kesintilerini talep edip hem de yeni tedavilere en hızlı şekilde ulaşmayı beklemeleri gerçekçi değildir.”
Olası biyolojik krizlere ve salgınlara karşı ulusal güvenliği sağlamak için Türkiye'nin:
-
Fiyatlandırma Modelini Güncellemesi: Reel kur ile ilaç kuru arasındaki uçurumu daraltan, sürdürülebilir bir model geliştirmesi,
-
Erken Erişim Programları: FDA veya EMA onayı almış, salgın potansiyeli taşıyan hastalıklara yönelik veya yaşam kurtarıcı inovatif ilaçlar için yerel onayları beklemeden "Otomatik Erken Erişim" mekanizmaları kurması,
-
Değer Bazlı Geri Ödeme: İlacın maliyetine değil, hastanede yatışı önleyerek sağladığı "toplam tasarrufa" odaklanan modern geri ödeme sistemlerine geçmesi hayati önem taşımaktadır.
Gelecekteki salgınların laboratuvarlardan veya vahşi doğadan ne zaman insanlığa sıçrayacağı belirsiz. Ancak kesin olan bir şey var: Yenilikçi tedaviye erişim yeteneği zayıf olan ülkeler, faturayı sadece ekonomik olarak değil, ağır insan kayıplarıyla ödeyecek.