Küresel güvenlik mimarisini derinden sarsan Ortadoğu krizi, Haziran 2026 itibarıyla eşzamanlı ve birbirine zıt iki kritik gelişmeye sahne oluyor. Bir yanda İran ile ABD arasında aylardır süren ve çıkmaza giren barış müzakereleri Körfez'de yeniden sıcak çatışmalara dönüşürken, diğer yanda İsrail ile Lübnan arasında Washington'ın arabuluculuğunda tarihi bir "Hizbullah'sız bölge" mutabakatına varıldı.
Uluslararası haber ajanslarından (Reuters, SCMP, AFP ve bölgesel kaynaklar) derlenen en güncel sahadan verilere dayanan analizimiz, Ortadoğu'daki bu yeni güç dengesini ve olası senaryoları mercek altına alıyor.
Körfez'de Tansiyon Yeniden Zirvede: Müzakereler Çıkmazda, Füzeler Havada
Şubat sonundan bu yana devam eden ABD-İran gerilimi, taraflar arasında tentative (geçici) bir ateşkes umudu doğmuşken Çarşamba gecesi yaşanan şiddetli saldırılarla yerini yeniden kaosa bıraktı.
-
Karşılıklı Saldırılar: ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'na (CENTCOM) göre İran, Kuveyt ve Bahreyn'deki ABD üslerini ve sivil altyapıları hedef alan balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenledi. Füzelerin bir kısmı hava savunma sistemleri tarafından imha edilirken, Kuveyt havalimanına isabet eden bir saldırıda bir sivilin hayatını kaybettiği bildirildi. ABD ise bu saldırılara misilleme olarak Hürmüz Boğazı yakınlarındaki stratejik Keşm Adası'nda yer alan bir İran askeri yer kontrol istasyonunu vurdu.
-
Küresel Ekonomiye Darbe: Çatışmaların yeniden alevlenmesi ve dünyanın en büyük denizcilik şirketlerinden MSC'ye ait bir geminin Irak'ın Ümmü Kasr limanı yakınlarında hedef alınması, küresel piyasalarda anında yankı buldu. Petrol fiyatları %2 civarında sıçrama yaparken, dünya petrol ticaretinin beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı sivil deniz trafiğine büyük ölçüde kapalı kalmaya devam ediyor.
-
Diplomatik Tıkanıklık: Washington ve Tahran'dan gelen mesajlar birbiriyle çelişiyor. ABD Başkanı Donald Trump, "Görüşmeler aralıksız devam ediyor, anlaşmaya çok yakınız" diyerek iyimser bir tablo çizerken; İranlı yetkililer müzakerelerde "elle tutulur hiçbir ilerleme olmadığını" ve ABD'nin nükleer taviz ile yaptırımların kaldırılması konularındaki şartlarını kabul etmeyeceklerini belirtiyor. ABD Temsilciler Meclisi'nin, Trump'ın İran'a yönelik savaş yetkilerini kısıtlamayı hedefleyen (veto yemesi muhtemel olsa da) sembolik bir tasarıyı onaylaması da Washington içindeki siyasi çatlağı gözler önüne seriyor.
Doğu Akdeniz'de Yeni Denklem: İsrail ve Lübnan'ın Kırılgan Ateşkesi
Körfez alev alev yanarken, savaşın diğer cephesi olan Levant bölgesinde Washington'da yürütülen iki günlük doğrudan görüşmelerin ardından sürpriz bir uzlaşma duyuruldu. İsrail'in Lübnan'ın güneyine, son 26 yılın en derin sınır ötesi operasyonlarını düzenlediği ve tarihi Beaufort Kalesi'ni ele geçirdiği yoğun bombardımanların ardından, iki ülke kırılgan bir ateşkesi yenileme kararı aldı.
Anlaşmanın sahadaki en dikkat çekici ayağını ise "Hizbullah'sız Pilot Bölgeler" (Hezbollah-free zones) oluşturuyor:
-
Lübnan Ordusu Devrede: Mutabakata göre, İsrail ordusunun güney Lübnan'dan aşamalı olarak çekilmesi planlanırken, oluşturulacak tampon bölgelerde kontrolü tamamen Lübnan Silahlı Kuvvetleri devralacak. Bu bölgelerde Hizbullah dahil tüm "devlet dışı silahlı aktörlerin" varlığı kesin olarak yasaklanacak. Bu adım, uzun süredir atıl bekleyen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararının fiiliyata dökülmesi anlamına geliyor.
-
Sivillerin Durumu ve Riskler: İsrail ordusunun uyarılarıyla yerinden edilen 1.2 milyon Lübnanlı sivil için bu ateşkes bir nefes alma umudu taşısa da sahadaki güvensizlik sürüyor. Geçtiğimiz günlerde de benzer ateşkes girişimleri yapılmış ancak birkaç gün içinde bozulmuştu.
-
İran'ın Kırmızı Çizgisi: Lübnan'daki bu mutabakatın kaderi, İran-ABD hattındaki krizle doğrudan bağlantılı. İran Dışişleri, Lübnan anlaşmasından hemen önce yaptığı açıklamada, İsrail'in başkent Beyrut'a yönelik olası bir saldırısının Körfez'deki savaşı "tam ölçekli" hale getireceği konusunda sert bir uyarıda bulunmuştu.
Analiz: Barış Masasından Savaş Meydanına Kısa Mesafe
Şu an Ortadoğu'da izlenen tablo, çok aktörlü bir satranç oyununu andırıyor. Lübnan devleti, çökmüş ekonomisini ayağa kaldırmak ve ülkenin güneyindeki yıkımı durdurmak için Hizbullah'ın askeri nüfuzunu sınırlamayı göze almış görünüyor. ABD destekli bu strateji, Tahran'ın Doğu Akdeniz'deki ana proxy (vekil) gücünün manevra alanını daraltmayı hedefliyor.
Buna karşılık İran, Körfez'deki ABD varlıklarına doğrudan saldırarak ve Hürmüz Boğazı'nı felç etme tehdidini sıcak tutarak elindeki kozları masaya sürüyor. Önümüzdeki günlerde, Lübnan ordusunun "Hizbullah'sız bölgeleri" sağlamada ne kadar başarılı olacağı ve Trump yönetiminin Tahran'ı masada tutmak için yaptırımlar konusunda geri adım atıp atmayacağı, bölgesel savaşın seyrini belirleyen yegane unsur olacak.