Küresel Ekonominin Yeni Motoru Bankalar: Asya’dan Türkiye’ye Sektörel Yükseliş ve Yatırımcıyı Bekleyen Senaryolar
Küresel piyasalar son yılların en zorlu enflasyon ve faiz sarmalından geçerken, S&P Global’in yayımladığı son Asya Sektörel PMI (Satın Alma Yöneticileri Endeksi) verileri çarpıcı bir gerçeği gün yüzüne çıkardı: Mayıs ayında bankacılık sektörü, son yedi aydır ilk kez diğer tüm sektörleri geride bırakarak Asya'da büyümenin lideri oldu. Hatta öyle ki, Nisan ayının zirvesindeki otomotiv sektörünü bile tahtından eden bankacılık faaliyetleri, son beş buçuk yılın en sert ikinci büyüme ivmesini yakaladı.
Peki, dünya genelinde bankalar adeta altın çağını yaşarken bu tablonun perde arkasında ne var? Durumun ciddiyeti nedir ve Asya'daki bu tabloyu Türkiye'deki bankacılık sektörüyle kıyasladığımızda ortaya nasıl bir fotoğraf çıkıyor?
Asya ve Küresel Çapta Bankaların Durumu: Madalyonun İki Yüzü
Asya'daki bankaların büyüme liderliğine oturması tesadüf değil. Dünya genelinde merkez bankalarının (Fed, ECB ve Asya'daki muadilleri) enflasyonu dizginlemek için uyguladığı "sıkı para politikaları" ve yüksek faiz ortamı, bankaların net faiz marjlarını (NIM) ciddi şekilde genişletti. Rapora göre, bankalar sadece kredi hacimlerini değil, hizmet bedelleri ve komisyon gelirlerini de artırarak faaliyetlerini tepe noktaya taşıdı.
Ancak madalyonun diğer yüzünde operasyonel riskler var. PMI verileri, bankaların işletme giderlerinin hızla arttığına ve bu maliyetlerin hizmet fiyatlarına yansıtıldığına işaret ediyor. Küresel ölçekte durumun ciddiyeti şurada yatıyor: Yüksek faizler bugün banka bilançolarını rekor karlarla süslese de, yarın bireysel ve kurumsal borçluların temerrüde düşme (krediyi ödeyememe) riskini geometrik olarak artırıyor. Yani bankalar şu an büyümenin zirvesinde görünseler de, olası bir resesyon veya durgunluk dalgasında en büyük tahribatı alacak sektörlerin başında geliyorlar.
Türkiye Bankacılık Sektörü: Enflasyon, Yüzde 50 Faiz ve "Büyüme" İllüzyonu
Asya'daki organik ve hacimsel büyümeyi Türkiye'deki bankacılık sektörüyle kıyasladığımızda oldukça farklı ve çok daha kompleks bir yapı görüyoruz.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) politika faizini %50 seviyelerine çekmesiyle birlikte, Türk bankaları rasyonel zemine dönüşün en büyük aktörleri oldu. Asya'daki bankalar stabil enflasyon ortamında marjlarını genişletirken, Türk bankaları devasa bir enflasyonist ortamda faaliyet gösteriyor.
-
Karlılık vs. Enflasyon Muhasebesi: Türk bankaları kağıt üzerinde tarihi rekor karlar açıklıyor. Ancak durumun ciddiyeti "Enflasyon Muhasebesi" devreye girdiğinde anlaşılıyor. Özkaynak karlılıkları enflasyonun altında kaldığı için, bankaların reel anlamda sermayeleri eriyor. Asya'daki bankalar reel bir üretim/hizmet büyümesi yaşarken, Türk bankalarının büyümesi nominal (rakamsal) bir büyüme illüzyonu taşıyor.
-
Kredi Daralması: Asya'da yeni siparişler ve hizmet talebi artarken, Türkiye'de kredi büyümesine getirilen sıkı kısıtlamalar (makroihtiyati tedbirler) nedeniyle bankalar kredi vermekte zorlanıyor veya isteksiz davranıyor. Türk bankalarının ana kar motoru şu anda TCMB'de tuttukları faiz getirileri ve devlet tahvilleri.
-
Takipteki Krediler (NPL) Saatli Bombası: Tıpkı küresel piyasalarda olduğu gibi, Türkiye'de de artan faizler nedeniyle şirketlerin ve bireylerin borç çevirme maliyetleri devasa boyutlara ulaştı. Yılın ikinci yarısından itibaren Türk bankalarının bilançolarında takipteki kredilerin (batık kredi) artması en büyük risk unsuru.
Borsada Banka Hareketleri: Yatırımcıyı Ne Bekliyor?
Borsa İstanbul'da (BIST) son bir yıla damgasını vuran yegane endeks XBANK (Bankacılık Endeksi) oldu. Yabancı yatırımcının (carry trade) Türkiye'ye dönüş hikayesini satın alırken ilk girdiği kapı her zaman bankalar ve holdingler olmuştur.
-
Piyasa Etkisi: Asya'da bankaların büyümesi borsalara genel bir güven aşılarken, Türkiye'de banka hisseleri endeksi tek başına sırtladı. Sanayi şirketleri yüksek finansman maliyetleri yüzünden kar marjlarında çöküş yaşarken, BIST 100 endeksinin ayakta kalmasını sağlayan şey bankaların yüksek karlılık beklentisiydi.
-
Yatırımcı Nasıl Etkilenir?: Mevcut durumda yatırımcılar çok dikkatli olmalı. Banka hisseleri F/K (Fiyat/Kazanç) rasyosu olarak hala ucuz görünse de, piyasa "geleceği" fiyatlar. Eğer faizler bu seviyelerde uzun süre kalır ve sanayi şirketleri kredilerini ödemekte zorlanmaya başlarsa, bankaların ayırmak zorunda kalacağı "karşılıklar" (zarar yazmaları) karlarını tırpanlayacaktır. Bu nedenle banka yatırımcıları sadece dönemsel karlara değil, bankaların aktif kalitesine, çekirdek sermaye yeterlilik oranlarına ve batık kredi karşılıklarına bakarak pozisyon almalıdır.
Sonuç: Zirvenin Rüzgarı Sert Eser
Asya PMI verilerinin bize gösterdiği şey net: Küresel ekonomide paranın maliyetinin arttığı bu dönemde oyunu kuranlar ve en çok kazananlar bankalar. Ancak ekonomide hiçbir ziyafet sonsuza dek sürmez. Hem dünyada hem de Türkiye'de bankaların bu "büyüme ve karlılık" şöleni, yüksek faizin reel sektörü boğmaya başlamasıyla yerini sert bir risk yönetimi sınavına bırakacak. Yatırımcıların, rüzgarın bankalardan yana estiği bu günlerde, ufuktaki "temerrüt ve durgunluk" fırtınasına karşı portföylerini defansif olarak hazırlamaları en rasyonel adım olacaktır.